Oruç ve Kalp Sağlığı

Oruç ve Kalp Sağlığı

Soru: Oruç tutmanın insan vücudunda özellikle kalp damar sisteminde ne gibi etkileri bulunmaktadır?

Cevap: Sağlıklı insanlarda, doğru beslenerek, önerilen sağlıklı beslenme kurallarına uyarak oruç tutmanın metabolizma üzerine yararlı etkileri olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Bugüne kadar oruçlu insanlarda yapılan araştırmalarda homosistein denilen, fazlalığında damar sertliği ve damar tıkanıklıklarının görüldüğü bir maddenin kandaki miktarının azaldığı ve damar sertliği ve kalp damar hastalıklarıyla ilişkili iltihabi belirteçlerin miktarında azalma olduğu, insülin duyarlılığının arttığı gösterilmiştir.

Açlık sırasında vücudumuzda katekolaminler olarak adlandırılan adrenalin, noradrenalin, dopaminden oluşan maddelerin üretimi ve salınımı azalır. Katekolaminler kan basıncını, kalp atım sayısını arttır, özellikle sabah saatlerinde oluşan kalp krizini tetikler, insanda stress, gerginlik, panik duygusu yaratırlar. Katekolaminlerin açlık sırasında azalması kan basıncını, kalp atım sayısını ve dolayısıyla nabız sayısını, kan hacmini, kalbe dönen kan miktarını ve insanın gerginliğini, stresini azaltır. Ramazan açlığı diğer açlıklardan farklıdır. İnsanın isteyerek kendisini disipline ettiği, şartladığı bir durumdur. İnsanın manevi duygularının arttığı, hoşgörüsünün arttığı ve ruhsal sıkıntısının azaldığı bir süredir. Enerji alımındaki azlık nedeniyle insanların hareketleri de kısıtlanır. Bunların tümü, kalbin işinin azalmasına neden olur. Dolayısıyla Ramazan ayında kalp krizinden, kalp yetersizliğinden, koroner damar hastalığından hastaneye yatışlar ve bu hastalıklardan ölümler artmaz. Bu durum gerek Türkiye’de gerekse Katar’da yapılan araştırmalarla ortaya koyulmuştur.

Yalnız Ramazan’da kolesterol düzeyleri ile öncesi ve sonrasındaki kolesterol düzeylerini araştıran çalışmalarda çelişkili sonuçlar elde edilmiştir. Halk arasında “hayırlı kolesterol” olarak adlandırılan ve damar sertliğinden insanları koruyan HDL kolesterolün Ramazan’da azaldığı, Ramazan’dan sonraki ayda yükseldiğini gösteren araştırmalar vardır.

Yine oruçlu insanlarda yapılan araştırmalarda Ramazan’da yine halk arasında “lanetli kolesterol” olarak bilinen LDL yani kötü kolesterolün ve bir çeşit yağ olan trigliseritin yükseldiğini, bel çevresi kalınlığının arttığını, kilonun yani beden kütle indeksinin (BKİ) arttığını gösteren sonuçlar elde edilmiş ya da bu değerlerin değişmediği azaldığı gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Bu sonuçlardaki çelişki, araştırılan insanların beslenmelerinin, hareket düzeylerinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu araştırmalarda yer alan insanların beslenme alışkanlıkları (sebze ağırlıklı mı? hayvansal gıda, sakatat ağırlıklı mı?) ve hangi hareketi ne sürede, ne hızda yaptıkları bilinmeden ( hareketsiz mi oldukları/harekelerinin fazla olup olmadığı ), gün boyunca hangi ortamda zaman geçirip geçirmedikleri bilinmeden sonuçları yorumlamak doğru değildir. Gün boyunca ev içinde sıklıkla istirahat halinde olup akşam iftar sonrasında tıka basa, yağlı, bol kalorili yiyeceklerle beslenen biri için, kolesterol değerlerinin artması ve kilo artışı beklenen bir sonuçtur. Tam tersi, gün boyu aktif çalışmak zorunda olan (özellikle ağır efor gerektiren işlerde çalışanlar, dış mekanda çalışanlar) ve iftarda ölçülü ve dengeli beslenen, sahurda hafif kahvaltı ile orucuna başlayan birinin de kilo vermesi, kolesterol değerlerinin gerilemesi de yine öngörülebilen bir sonuçtur. Araştırmalarda Ramazan sonrası kolesterol düzeyleri Ramazan öncesi değerlere ulaşmaktadır. Uzman görüşleri kolesterol değerleri kötü yönde değişse bile değişikliklerin kısa sürmesi nedeniyle damar sertliğini arttırmaya neden olmayacağı yönündedir.

Soru 2: O halde Oruç tutmak sağlıklı insanların kalp damar sistemlerine zarar vermek yerine fayda sağlayabilir. Fakat bunu için bazı kurallara uymaları gerekir. Bu kurallar nelerdir?

Cevap: Orucun tutulduğu mevsimler değişmektedir. Örneğin yaz aylarında oruç tutulduğu zaman sıvı kaybı önem kazanmaktadır. İnsanların dışarıda, güneş altında çalışanları ile masa başında, klimalı ortamda çalışanlarının sıvı ihtiyacı da farklıdır, kalori ihtiyaçları da farklıdır. O nedenle herkese uyacak bir miktar, ölçü söylemek mümkün değildir. Herkes kendi şartlarına göre ayarlamalar yapmalı ve çevre şartlarından da vücudunu korumayı öğrenmelidir. Genel bazı kurallar söylenebilir. Bunlar: Mutlaka sahura kalkmak, sahurda kahvaltı şeklinde beslenmek, 1-2 dilim ekmek, süt, 1 katı yumurta gibi proteinden zengin ve domates, biber, salatalık gibi sebzelerin de eşlik ettiği bir beslenme uygulamak, kuru baklagillerde yapılmış çorba ya da yemeklerden tüketmek, iftar ve sahurda toplam günlük su ihtiyacını karşılamak, kendi ortamlarına göre 8-10 bardak su içmek, iftarda özellikle yaz aylarında fazla kalorili yiyeceklerden kaçınmak, toplamda alınan kaloriye dikkat etmektir. Ramazan ayı aslında organlarımızı dinlendiren, ruhsal bedensel toksinlerden arınmamızı sağlayan bir aydır. Bu fırsatı değerlendirerek bedenimizin oruçtan yararlanmasını sağlamamız mümkün olabilir. Bunun için; Ramazan’ın amacına da uygun şekilde- bilindiği gibi bu ayda aç insanların halini anlamamız gerekiyor-Ramazan sofralarını ziyafet sofralarına dönüştürmek yerine dengeli bir beslenme düzeni kurmak gereklidir. Çünkü acil servislere başvurular genellikle oruç esnasında değil yemekten sonra olmaktadır. Ayrıca Ramazan sigarayı bırakmak için de bir fırsat olabilir.

Soru:  Kalp hastaları oruç tutabilir mi? Kalp hastası olup oruç tutanların durumlarında kötüleşme olmakta mıdır?

Cevap: Tüm kalp hastalarının aynı kefeye koymak doğru değildir. Kalp hastalıkları geniş bir yelpazededir. Örneğin kalp kapak hastalıkları, koroner arter hastalığı dediğimiz kalp damar darlıkları mevcut olan hastalar, kalp yetersizliği hastaları, kalp pili mevcut hastalar gibi. Bu hastalıkların da kendi içinde alt türleri, ayrı yaklaşım ve tedavileri ve takip protokolleri bulunmaktadır.

Bunun yanı sıra her hastalığa eşlik eden başka hastalıkların var olup olmadığı, kalp hastası olan kişinin hastalığına ait yakınmalarının şiddeti, bu kişinin hangi mevsimde oruç tutuyor olduğu, çalışmak zorunda olup olmadığı, ne tür bir işle hangi ortamda meşgul olduğu gibi pek çok faktör orucun olası etkisini değerlendirmede mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Tıp fakültesinde öğretilen ve vurgulanan bir konu “ tıpta hastalık yoktur hasta vardır” kavramıdır. Bu nedenle biz hekim olarak her hastayı tek tek değerlendirip ona uygun öneriyi yapmak durumundayız. Hastayı geniş bir bakış açısı ile değerlendirmek zorundayız. Değerlendirme ve önerilerimizi bireyselleştirme gereksinimimiz vardır. Ancak hastayı bu şekilde değerlendirdiğimizde olumlu ve olumsuz yönleri daha iyi tartabilir ve sonucunda hastaya daha doğru bir şekilde kılavuzluk edebiliriz.

Bu konuya yönelik yapılmış araştırmalara baktığımızda Türkiye, Katar, Mısır, İran gibi Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerde yapılmış pek çok araştırma olduğunu görmekteyiz. Örneğin Katar’lı araştırmacıların yayınladığı bir derlemede 1980-2012 yılları arasında yapılmış ilgili tüm araştırmalar birlikte değerlendirilmiş ve ramazan aylarında kalp damar hastalıklarının artmadığı yönünde bir sonuca ulaşılmıştır. Eşlik eden şeker hastalığı olanlarda ise bu riskin artabileceği vurgulanmıştır. Bunun dışında kalp yetersizliği, kalp krizi, inme oranlarını karşılaştıran araştırmalar da yayınlanmış olup bu araştırmaların sonuçları Ramazan öncesi, sonrası ve Ramazan ayları arasında hastaneye başvurularda artış olmadığını göstermektedir. Ancak bu araştırmaların sonuçlarını genel doğru kabul etmek birtakım nedenlerden dolayı doğru değildir. Bunların birincisi, araştırmalar büyük ölçekli çalışmalar değildir, yani araştırma yapılan kişi sayısı azdır. İkincisi daha çok geriye dönük dosya taraması şeklinde yapılmış çalışmalardır. Üçüncüsü ileriye dönük çalışmaların bir kısmında kontrol grubuna yer verilmemiştir. Dolayısıyla bu konuda genel doğru bir yargıya varabilmek için büyük ölçekli, çok merkezli, ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu nedenle fikirlerimiz çalışmalara dayanmaktan çok deneyim ve gözlemlerimize dayanmaktadır.

Soru: Kalp hastalıklarını tek tek irdelersek neler söylenebilir? Örneğin kalp yetersizliği olan bir hasta oruç tutabilir mi?

Cevap: Kalp yetersizliği; kalbin, vücudun tüm dokularının kanlanmasını sağlamak ve bu organların görevlerini yapabilmeleri için yetecek kanı, dolaşım sistemine, dolayısıyla tüm organlara pompalamakta yetersizliğe düştüğü bir durumdur. Kalp kasının kasılma ve veya gevşemesindeki kusurdan kaynaklanan bir hastalıktır. Bu kasılma kusuru bir damar tıkanıklığına bağlı olabildiği gibi, kapak hastalıklarının ileri seviyelerinde, tanının geç konulup müdahalenin geç yapılabildiği veya hiç yapılma şansının olmadığı hastalarda kalp boyutlarının artışına bağlı da olabilir. Ayrıca miyokardit denen kalp kasının iltihabi durumu sonrası veya alkole bağlı kalp boyutlarının artmasıyla da kalpte yetersizlik gelişebilir. Nedeni bilinmeyen bir şekilde kalp boyutlarının arttığı idiyopatik dilate kardiyomiyopati dediğimiz kalp yetersizliği durumu da mevcut olup nefes darlığı, çarpıntı, egzersiz kapasitesinin azalması (örneğin kişinin artık 1-2 kat merdiven çıkmak ve düz yolda yürümekle yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı hissetmesi, durup dinlendikten sonra yürümesine veya merdiven çıkmaya devam edebilmesi) ile hastalar başvurmakta, muayene ve ekokardiyografide kalbin kasılma gücü ölçülerek kalp yetersizliği tanısı konulmaktadır. Bu hastalar arasında nefes darlığı yakınmaları birkaç kat merdiven çıkmakla gelişebilenler olduğu gibi, düz yolda yürümekle nefes darlığı olan veya ev içi bir odadan diğerine geçmekle nefes darlığı gelişen veya istirahatte dahi nefes darlığı olanlar da vardır. Bu hastalar yoğun ilaç tedavisi altındadırlar ve Ramazan ayında ilaçlarını iftar ve sahur arasında kısa zaman dilimine sıkıştırmaları birtakım ilaç etkileşimlerini arttırmakta ve tedaviye uyumu bozmaktadır. Üstelik kalp yetersizliği sonucu vücutta artan su ve tuzu azaltmak için idrar söktürücü ilaç kullanan bu kişilerde özellikle yaz aylarında kaybedilen sıvı ve elektrolitlerle beraber ciddi tansiyon düşmeleri, bayılmalar yaşanabilir.. Kaybedilen elektrolitlere bağlı aritmiler meydana gelebilir. Bunun dışında iftar ve sahurda fazla tuz ve su tüketimine bağlı olarak kalbin yükü artar ve hastanın kalp yetersizliğinde kötüleşme olabilir. Bu nedenle orta ve ileri evre kalp yetersizliği hastalarına, yüksek doz idrar söktürücü ilaç kullananlara  oruç tutmaları tavsiye edilmez. Hafif düzeyde kalp yetersizliği olanlarda ise kalp yetersizliği nedenleri, eşlik eden hastalıkları ve kullandıkları ilaçlara göre doktorlarının değerlendirmesi sonrası oruç tutmaya uygun olup olmadıklarına karar verilmelidir. Düşük doz ve az sıklıklla idrar söktürücü alanlara idrar söktürücü ilaçlarını iftarda almaları tavsiye edilmektedir. Bunun dışında son 3 ay içerisinde acil ünitesine başvurmuş veya hastaneye yatırılarak tedavi görmüş olanların da oruç tutmaları sakıncalıdır.
Kalp yetersizliği hastası olup oruç tutmak isteyenler mutlaka son hastalık kontrollerini yaptırıp doktorlarından onay almalıdır. Kendilerini iyi hissetmelerine asla güvenmemeleri önemlidir. Çünkü kendilerini iyi hissettikleri için ilaçlarını kendiliğinden bırakan hastalar ve bunların vahim sonuçları ile acil servislerde karşılaşılmaktadır.

Soru: Koroner damar hastası olan, stent takılan, bypass yapılan hastalar oruç tutabilirler mi?

Cevap: Bu grupta kalbi besleyen koroner damarlardan en az birinde darlık olan veya daha önce kalp krizi geçirmiş olan hastalar vardır. Bunlar ya ilaç tedavisi alırlar veya Bypass operasyonu /balon-stent uygulaması yapılmış insanlardır. Bu insanlar da bu girişimsel tedavilere rağmen kalp ilacı kullanırlar.
Öncelikle son 3 ay içinde kalp krizi veya kalp ameliyatı geçirenlerin oruç tutması tavsiye edilmez. Tüm ameliyat sonrası iyileşme dönemleri çok önemli, bol kalori, protein, bol sıvıya ihtiyaç olunan bir dönemdir ve bu dönem özellikle kalp ameliyatı sonrası daha da önem taşımaktadır.
Kalp krizi sonrası ilgili damar probleminin çözülmüş olup olmaması, kriz sonrası ritim problemlerinin olup olmaması, kalp yetersizliği gelişip gelişmemesi de karar alınırken göz önünde bulundurulacak konulardır.
Kalp hastalığına eşlik eden böbrek yetmezliği olanlar veya insülin gerektiren şeker hastalığı eşlik edenlere de oruç tavsiye edilmez.

Balon-stent sonrası dönemde hastaların ciddi damar darlıklarının tümünün çözüm bulduğu, tedavi edilmiş koroner arter hastalığı olanlar (eşlik eden orta-ileri kalp yetersizliği yoksa) ilaçları aksatmamak kaydıyla oruç tutabilir. Yalnız ilaç kaplı stent takılanlara kan sulandırıcı ilaç aldıkları için ve kan sulanma oranında bir azalma stentte tıkanmaya yol açabileceği için 1 yıl süreyle oruç tutmaları tavsiye edilmez.
Efor kapasitesi iyi olup ufak hareketlerde, günlük sıradan işlerde yakınmaları olmayanlar, koroner damar yapısını bilen doktorları ile görüştükten sonra oruç tutabilirler. Ancak günlük işlerle, durduğu yerde göğüs ağrısı, nefes darlığı olanlar, baş dönmesi göz kararması olanların oruç tutmaları da sakıncalıdır. Şeker hastalığı olanlar için ise yakınmalarının olmayışına güvenmemeli, bu hastalar his kaybı nedeniyle ağrı hissetmetyebilir. Bu durum göz önüne alınarak oruç tutup tutamayacaklarına doktor kontrolü sonrası karar verilmelidir. İnsülin kullanan şeker hastalarının oruç tutması zaten tavsiye edilmemektedir
Koroner damar hastalığı tedavi edilmemiş kişiler (yüksek riskli operasyon ve anatominin uygunsuzluğu nedeniyle veya hastanın kendi rızası olmayışı nedeniyle) için ise oruç tahmin edileceği gibi sakıncalıdır.

Soru: Kalp kapakları hasta olanlar için öneriler nelerdir?

Cevap: İleri düzey kapak darlıkları olan hastalarda ve ileri düzey kapak yetersizliklerine bağlı kalp boyutlarında artışın olduğu, kalp yetersizliği gelişmiş hastaların oruç tutmaları tavsiye edilmez. Bunun dışında hafif ve orta düzey kapak hastaları, eşlik eden başka hastalıkları yoksa doktorlarına danışarak oruçlarını tutabilirler. Kalp kapağı ameliyatı geçirmiş, protez kapağı olan kişilerde ise en önemli 2 husustan birincisi kapağın görev yapması için hayati önem taşıyan kan sulandırıcı kullanımı ve bu ilacın metabolizma değişimiyle besinlerdeki değişimle etkileneceğinin bilinmesi, susuz kalmanın pıhtılaşmayı arttıracağının bilinmesi ve risklerin ve alınacak önlemlerin buna göre hesap edilmesidir. Bu nedenle doktor kontrol ve takibi çok önemlidir. İkincisi ise hastanın kalp operasyonunu kalbin fonksiyonları bozulmadan önce mi yoksa sonra mı olup olmadığının yani eşlik eden kalp yetersizliği varlığının bilinmesidir. Kalp yetersizliği varsa oruç tutamazlar. Metal protez kapaklı hastaların oruç tutması da sakıncalıdır.

Soru: Kalp pili olan hastalar oruç tutabilir mi?

Cevap: Kalp pili olan, hayatı tehdit eden aritmileri olanlardır ki hastalar bunları genelde çarpıntı şeklinde hissederler. Pil eğer ventriküler taşikardi dediğimiz kalbi durdurabilecek cinsten bir aritmi nedeniyle uygulanmışsa bu hastaların oruç tutmaları mevcut aritmi kaynağı ortadan kaybolmadığı için sakıncalı olabilir. Bunun dışında kalpte blok dediğimiz kalbin elektriki uyarılarının iletildiği sistemdeki kesinti nedeniyle kalp pili uygulanmış olanlar, hastada eşlik eden damar hastalığı ve kalp yetersizliği yoksa kontrol altında oruç tutabilirler. Kalp yetersizliği nedeniyle de pil takılan hastalar vardır. Onlar da kalp yetersizliği olanlara verilen tavsiyelere uymalıdırlar.
Aritmi hastaları oruç tutmaya karar vermeden önce mutlaka doktorlarına danışmalıdır. Kimi aritmiler kısa süreli hasta konforunu bozmak dışında etki yapmazken kimi aritmiler ölümcül olabilir. 1-2 ilaçla aritmileri kontrol altında olan, hayatı tehdit eden aritmisi olmayan kişiler oruçlarını tedavilerini aksatmamak kaydıyla tutabilirler ancak sıvı-elektrolit dengesine dikkat edilmeli ve sıcak günlerde sıvı-elektrolit dengesizliği ile aritmi riskinin artacağını bilmeleri önemlidir. Alınacak önlemler ise iftar ve sahur arasında kaybedilen sıvı-elektroliti yerine koymak, çok sıcak ortamda günü geçirmemek, zorlu hareketlerde bulunmamak şeklinde olmalıdır.
soru: Hipertansiyonlu hastalar oruç tutabilir mi?

Cevap: Bu hastalar için kaç ilaçla tansiyonlarının kontrol edilebildiği, idrar söktürücü alıp almadıkları, sıcaktan korunma imkanları, sıvı-elektrolit dengeleri çok önemlidir. Tansiyon hastası kişi tarlada güneş altında çalışması gereken bir kişiyse ilaç alarak oruç tutması zordur. Ama masa başında uygun ısıda çalışan biriyse oruç tutması mümkün olabilir. Tansiyon değerleri çok ilaçla kontrol altında tutulabilen hastalar, çoklu ilaca rağmen tansiyonda düşme ve yükselmelerin yaşandığı henüz kontrol altına alınamamış hastaların oruç tutması önerilmez. Bunun dışında oruç öncesi düzenli seyredip oruçla beraber kontrolün güçleştiği, ciddi tansiyon yükselmeleri veya düşmelerinin yaşandığı hastalardan da doktor düzenlemesine rağmen kontrol sağlanamıyorsa oruç tutmayı bırakmaları istenebilir. Oruç tutan hastalar da iftarla beraber gün içinde kaybedilen sıvı ve elektrolitleri dengeli bir şekilde eksiksiz yerine koymalıdır.
Çoğunlukla hipertansiyonlu hastalarda koroner damar hastalıkları ve şeker hastalığı (diyabet) sık bulunur. Kontrolsüz diyabeti olup, diyabetin damar, böbrekle ilişkili komplikasyonları yani şekere bağlı damar ve böbrekleri zarara uğramış olanların, gebelerin, tip 1 diyabeti olanların ve yoğun insülin tedavisi alanların oruç tutması uygun değildir. Uzamış açlık, kan şekerini ciddi seviyelere düşüreceği için, diyabet koması gelişebilir ve sıvı kaybına bağlı damar tıkanıklığı riski de artabilir. Bu nedenle bu hastaların oruç tutması tavsiye edilmemektedir. Yalnız yaşayan diyabet hastalarının da oruç tutmaması önerilir. Çünkü hipoglisemi dediğimiz kan şekerinin çok düşmesi halinde şuur kaybı gelişebilir. Ya da diyabetikler sessiz kalp krizi geçirebilir ve krizin şiddetine bağlı hasta yardım isteyemeyecek bir duruma girebilir.

Tek ilaçla tansiyonu kontrol altında olan ve hipertansiyona başka bir hastalık eşlik etmeyen hipertansiyonlu hastalar oruç tutabilirler.  2-3 ilaçla tansiyonu kontrol altında olan ve yine başka hastalığı bulunmayan orta ve ciddi derecede tansiyon yüksekliği olanların da Ramazan esnasında kan basıncı düzeylerinde önemli değişiklik olmadığı, güvenle oruç tutabileceklerini gösteren araştırmalar vardır. Bunlar genelde az sayıda vaka ile yapılmış araştırmalardır. Hastaları takip eden doktorun önerisine uyulması en doğru davranış olacaktır.

Soru: Sıcak yaz ayında oruç tutamayacak birisi Ramazan ayı kış ayına rastlamışsa oruç tutabilir mi? Yaz aylarında oruç tutarken özellikle hangi konulara dikkat etmek doğru olur?

Cevap: Bazı hastalar için bu doğru olabilir. Fakat her hasta için buna karar vermek gerekli. Yaz aylarında sıcak ve oruç tutulan saatlerin uzun olmasından dolayı dikkat edilmesi gereken çok önemli noktalar vardır. Bunlar sadece kalp hastaları için değil aynı zamanda sağlıklı bireylerin de sağlıklarını koruyabilmeleri için bilmeleri gereken konulardır.
65 yaş üstü kişilerde hava sıcaklığının her 1 derecelik artışı için %2 lik ölüm oranında artış olduğu bilinmektedir. Özellikle erkeklerin havanın ısınmasından daha fazla etkilendiği de bilinmektedir. Sağlıklı bile olsa 60 yaş üstü kişilerin sıcak havada, aç karnına dışarıda dolaşmaması çok önemlidir. Sıcakla beraber su ve tuz kaybı da olmaktadır ki bunlar kanın akışkanlığında azalma, pıhtılaşmada artışa sebep olabilmektedir. Bunun yanı sıra böbreklerin suyu tutmak için devreye girmesi sonucu damarların kasılması ve kan basıncını arttırması da kalbe ek yük getirecektir. Aynı zamanda böbrek fonksiyonları bozuk hastalar için bu durum mevcut fonksiyonunun bozulmasına da sebep olacaktır. İftardan sahura kadar geçen süre içinde dengeli olarak (iftar ve sahur arasına bölerek) günlük alınması gereken 2 litre su alınmalıdır, sıvı kaybının yoğun olduğu durumlarda ise hastanın ileri düzey kalp yetersizliği yoksa 2,5-3 litre su alınması da gerekli olabilmektedir. Ayrıca kişiler açık renkli, hafif, pamuklu, rahat, bol, terlemeye izin veren kıyafetler giymelidir ki terleme ile vücut sıcaklığı dengelenebilsin.

Soru: Oruç tutanlar nasıl beslenmeliler?

Cevap: İftarda hızlı yemek yememek ve yiyecekleri iyi çiğnemek gereklidir. Yüksek kalorili yağlı gıdaların tüketilmemesi, tatlı ve böreklerden kaçınılması aksine iftara öncelikle bir çorba (tercihen sebze çorbası)  veya hafif kahvaltı ile başlanıp ardında sulu az yağlı yemek, zeytinyağlı bir yemekle devam edilmesi önerilmektedir. Bir süre ara vermek sonra ana yemeğe geçmek çok daha uygun olur. Özellikle sindirimi kolay, esmer makarna, sebze, hoşaf, fırın ve tencere yemekleri önerilmektedir. Izgara, fırın et, balık, tavuk da yenebilir. Sindirim sistemini zorlayacak kızartmalar, sos ve baharatlardan uzak durulmalıdır. Tüketilecek tüm gıdaların kısa bir zaman diliminde tüketilmesi yerine saatlere bölerek ufak porsiyonlar halinde kalbe ek yük getirmeden dengeli bir şekilde tüketilmesi önemli bir konudur. Tatlı ve meyveyi  ise daha geç saate, teravih namazı sonrasına bırakmak ve tatlı olarak güllaç, dondurma ve diğer sütlü tatlıları tercih edilmelidir. İçecek olarak çay, ayran, maden suyu tavsiye edilir. Az miktarda kahve de içilebilir.
Karnımızı doyurmadan masadan kalkmalıyız. Yemek sonrası mide barsak sistemi kanlanması artacağından kalbin yükü belli oranda artacaktır. Oruç sırasında sıkıntı yaşamayan ancak ağır ve fazla miktarda iftar yemekleri sonrası göğüs ağrısı, kalp krizi, felç veya sindirim problemleriyle acile başvuran kişiler olmaktadır. Demek ki iftarda kısa sürede aşırı yemek yeme alışkanlığımızı bırakırsak kalp krizleri de büyük ölçüde azalacaktır.

Ayrıca sigara kullananlar, iftarda art arda sigara tükettiklerinde sigaranın yoğun damar kasıcı etkisine maruz kaldıklarından felç, kalp krizi tansiyon yükselmesi gibi önemli durumlarla baş başa kalabilmektedirler.
Sahura kalkılması sağlık için çok önemli bir konudur. Sahurda ağır yemekler, unlu şekerli gıdalar gibi kan şekerini hızlı yükseltip sonrası hızlı düşüren ve erken açlığa sebep olan gıdalar tüketilmemesi, onların yerine kahvaltı şeklinde beslenilmesi önerilir. Ayrıca yoğurt, cacık, çorbalar, esmer bulgur pilavı veya makarna,  yumurta, mercimek, süt, etli dolma, yoğurtla karıştırılmış közlenmiş sebzeler, badem, fındık, ceviz, tam buğday unlu sandöviç ve lifli gıdalar da önerilir. Ancak çok yemek uzun süre tok tutar inancından vazgeçilmelidir. İftarda bol çay tüketilebilir ancak sahurda tüketilmesinin susuzluğu arttırabileceği bilinmelidir.
Çalışmaya zorunlu olmayan kişilerin mutlaka gün içinde uykuya zaman ayırmaları da tavsiye edilmektedir.

Soru: Kalp hastası olduğunu bilmeyenler için ne söylenebilir?

Cevap: Kalp hastalığı riski olan hipertansiyonu, şeker hastalığı olan, sigara içen, özellikle erkeklerde ve menapoz sonrası kadınlarda, ailede birinci derecede akrabalarında erken yaşta (erkek akrabada 55 yaşından önce, kadında 65 yaşından önce) kalp damar hastalığı görülmüşse, yakınması olsun olmasın o insan Ramazan ayı öncesi kontrolden geçmelidir, özellikle iftar sonrası gizli bir koroner hastalığı olanlarda kalp krizi yaşanabilir ve bu da çok riskli olabilir.

Soru: Bu konuda başka söyleyecekleriniz var mı?

Cevap: Kalp hastalarının bir kısmının, bu dönemde ilaç kullanımlarının aksadığı ve iftarda fazla miktarda ve ağır gıda tüketimiyle beraber kalbe ek yükler gelmesine sebep oldukları bilinmektedir. Aşırı sıvı kaybına bağlı tansiyon düşüklüğü de insan hayatını tehdit edebilmektedir. Ancak kurallara uyulduğunda bu durumlarla karşılaşma olasılığı en az düzeye inebilmektedir. Ben yine son söz olarak, her hastanın ve sağlıklı olup sağlık kontrolü yaptıran her insanın oruç tutup tutamayacağını kendisini takip eden hekime danışmasını tavsiye ederim. Herkese sağlıkla geçirecekleri ve sağlıklarına zarar değil, yarar getirecek Ramazan ayları dilerim.

Comments are closed.